EDEBİYAT VE ELEŞTİRİ
TARİH : 10 KASIM-ARALIK 2002
SAYI : 64
SAYFA : 72-73
YAZAN : A. GALİP

Romanlar evreninde gezinti

Son iki romanıyla Mehmet Eroğlu
Açıkçası Mehmet Eroğlu kendime yakın hissettiğim kan grubuna dahil olan yazarlardan biridir. Bu yüzden eserleriyle tanışıklığım ilk romanına dayanır. Aynı kan grubu mensuplarından Atilla İlhan'ın şairliğine, romancılığına ve sinemacılığına yer yer gölge düşüren politik konulardaki sabit fikirliliği nedeniyle; Ahmet Yurdakul'u roman kahramanlarını resmi ideoloji ile besleyip, marazlı kişiler haline getirmesi ( Korsanın Seyir defteri'ni dışta tutarak ) ve TV dizisi olan 'Sıcak Saatler'le yaratıcılığını kısıtlaması nedeniyle eleştirip Mehmet Eroğlu' nu o grupta ayrı bir konumda değerlendiriyorum. Eroğlu'nun az sayıdaki kimi dergilerde okuduğum açıklamalarını çarpıcı bulmuştum. Örneğin "Savaş, edebiyat için iyi bir malzemedir " sözünden sonra, Türkiye'de yaşanmakta olan son 15-20 yıllık kirli savaşın en çarpıcı romanını yazacak diye bekliyordum. Gerçi, Ahmet Altan, yaşanılanı bir kısmıyla romanlaştırıyor (Tehlikeli Masallar), Buket Uzuner ise savaş olgusunu evrensel bir temayla (parçalanmışlık) işliyordu. İşte Mehmet Eroğlu da, son romanından altı yıl sonra, altıncı eseriyle çıkmıştı karşımıza.

Mehmet Eroğlu' nun herhangi bir romanı ile tanışanlar bütün eserlerine ulaşıp tiryakisi olmaktan kurtaramazlar kendilerini. Eroğlu, sanat camiasından uzakta, edebiyat magazinine bulaşmaksızın, köşesinde kendini işine vakfeden biri olarak bugün artık göz ardı edilemeyecek bir roman anlayışı oluşturabilmiştir. Ancak, Mehmet Eroğlu'nun bir aydın olarak bir vatandaş olarak toplumsal muhalefete sunup sunmadığı katkıları ayrıca tartışılabilir. Fakat eser sadece yazarının tutum ve tavırlarıyla değerlendirilemez.

Sanat yapıtlarında işlenmesi gereken şey insan fenomenidir. Değer duygusu ve değer bilinciyle ele alınması gereken insanın yapısal olanaklarını zenginleştirmeye katkı sunmak ve yeni olanaklara işaret etmektir. Bir edebiyat eserinin yapması gereken şey farklı yaşam olanaklarının olduğunu sergilemektir.

2000 yılının Kasım ayında İstanbul kitap fuarındaki Mehmet Eroğlu ve romanlarını konu alan bir panelde Oktay Taftalı, Eroğlu'nun yapıtlarını benzer bir değerlendirmeye tabi tutmuştu. Oktay Taftalı Eroğlu'nun eserlerini, işlediği insan fenomeni açısından değerlendirip önemsemiş, çok okunan başka kimi romancılarımızı, isim vermeksizin, eleştirmişti. Onların toplumsal muhalefet alanlarındaki tavırlarını
'Sartre-vari' bularak onaylamamıştı. Bana göre o yazarlarımız (açıkçası Yaşar Kemal'in, Ahmet Altan'ın, Murathan Mungan'ın Taksim meydanında " Yeni Gündem " gazetesini satmaları) bu tavırlarıyla var olduklarını ve toplumsal sorumluluklarını ifade etmişlerdir. Mehmet Eroğlu'nun benzer bir eyleme girişmemesi ise romancılığından ziyade bir aydın olarak tepkisiz kalma özrüne bağlanmalıdır.

Sabrınızı daha fazla zorlamadan Yüz:1981 hakkında bir iki kelam edeyim.

Yıllar önce Eroğlu'nun savaşın edebiyat için iyi bir malzeme olacağı yönlü bir sözünü okumuştum. Sıkı bir romanla karşımıza çıkacağını bekliyordum. Eroğlu'nu, beklediğim tarzda bir roman yazmadı diye suçlamamı onun hoşgörüsüne sunuyorum. Zira gerek bir bütün oluşturan ve Türkçe'de örneğine fazlaca rastlamadığımız ( Attilâ İlhan'ın Aynanın İçindekiler ve merakla üçüncüsünü beklediğimiz İzmir Üçlemesi hariç ) nehir roman türündeki ilk dört kitabı gerekse Yürek Sürgünü adlı eseri benim için gerçek bir edebiyat şöleni olmuştu. Bu romanda Eroğlu, evrensel insanı, trajik olanı, çatışan iki değer arasında kalan insanı ve seçim yapma-yapmama durumunu sorguluyor. Mehmet Eroğlu andığımız paneldeki konuşmasında romanının baş kişisine 'antikahraman' demişti. Çünkü o herhangi bir seçim yapmıyor. Roman kahramanı yaşadığı binanın güney kanadında ortaya çıkan çatlak nedeniyle bütün site sakinlerinin yaşadıkları tartışma ve yarışmada net, kesin bir tavır almıyor. Benim Eroğlu'na itirazım, romanın temeline aldığı metaforu destekleyecek zengin olay örgüsü ve kurgu ustalığını ortaya koyamamış olmasıdır. Eroğlu hep 'büyük hayat yaşamayı hedefledim' diyor. Ülkemiz, büyük hayat yaşamayı hedefleyenler için mezarlığa çevrilmişken, "güney kanadı'nda akıl almaz oyunlar ve insanlık dışı olaylar yaşanırken anılan metaforu güçlendirecek yığınla hadise ele alınabilirdi. Üstelik bütün bu malzeme Eroğlu'nun elinde kendine has üslubu, kurgusu ve roman tekniğiyle bir şahesere dönüşebilirdi. Eroğlu'nun sondan bir önceki romanına itirazım budur.

Zamanın Manzarası adlı son romanını gelecek sayımızda ele alacağız.

 
     
             
<<geri