|
EDEBİYAT
VE ELEŞTİRİ Romanlar evreninde gezinti Son iki
romanıyla Mehmet Eroğlu Mehmet Eroğlu' nun herhangi bir romanı ile tanışanlar bütün eserlerine ulaşıp tiryakisi olmaktan kurtaramazlar kendilerini. Eroğlu, sanat camiasından uzakta, edebiyat magazinine bulaşmaksızın, köşesinde kendini işine vakfeden biri olarak bugün artık göz ardı edilemeyecek bir roman anlayışı oluşturabilmiştir. Ancak, Mehmet Eroğlu'nun bir aydın olarak bir vatandaş olarak toplumsal muhalefete sunup sunmadığı katkıları ayrıca tartışılabilir. Fakat eser sadece yazarının tutum ve tavırlarıyla değerlendirilemez. Sanat yapıtlarında işlenmesi gereken şey insan fenomenidir. Değer duygusu ve değer bilinciyle ele alınması gereken insanın yapısal olanaklarını zenginleştirmeye katkı sunmak ve yeni olanaklara işaret etmektir. Bir edebiyat eserinin yapması gereken şey farklı yaşam olanaklarının olduğunu sergilemektir. 2000 yılının
Kasım ayında İstanbul kitap fuarındaki Mehmet Eroğlu ve romanlarını konu
alan bir panelde Oktay Taftalı, Eroğlu'nun yapıtlarını benzer bir değerlendirmeye
tabi tutmuştu. Oktay Taftalı Eroğlu'nun eserlerini, işlediği insan fenomeni
açısından değerlendirip önemsemiş, çok okunan başka kimi romancılarımızı,
isim vermeksizin, eleştirmişti. Onların toplumsal muhalefet alanlarındaki
tavırlarını Sabrınızı daha fazla zorlamadan Yüz:1981 hakkında bir iki kelam edeyim. Yıllar önce Eroğlu'nun savaşın edebiyat için iyi bir malzeme olacağı yönlü bir sözünü okumuştum. Sıkı bir romanla karşımıza çıkacağını bekliyordum. Eroğlu'nu, beklediğim tarzda bir roman yazmadı diye suçlamamı onun hoşgörüsüne sunuyorum. Zira gerek bir bütün oluşturan ve Türkçe'de örneğine fazlaca rastlamadığımız ( Attilâ İlhan'ın Aynanın İçindekiler ve merakla üçüncüsünü beklediğimiz İzmir Üçlemesi hariç ) nehir roman türündeki ilk dört kitabı gerekse Yürek Sürgünü adlı eseri benim için gerçek bir edebiyat şöleni olmuştu. Bu romanda Eroğlu, evrensel insanı, trajik olanı, çatışan iki değer arasında kalan insanı ve seçim yapma-yapmama durumunu sorguluyor. Mehmet Eroğlu andığımız paneldeki konuşmasında romanının baş kişisine 'antikahraman' demişti. Çünkü o herhangi bir seçim yapmıyor. Roman kahramanı yaşadığı binanın güney kanadında ortaya çıkan çatlak nedeniyle bütün site sakinlerinin yaşadıkları tartışma ve yarışmada net, kesin bir tavır almıyor. Benim Eroğlu'na itirazım, romanın temeline aldığı metaforu destekleyecek zengin olay örgüsü ve kurgu ustalığını ortaya koyamamış olmasıdır. Eroğlu hep 'büyük hayat yaşamayı hedefledim' diyor. Ülkemiz, büyük hayat yaşamayı hedefleyenler için mezarlığa çevrilmişken, "güney kanadı'nda akıl almaz oyunlar ve insanlık dışı olaylar yaşanırken anılan metaforu güçlendirecek yığınla hadise ele alınabilirdi. Üstelik bütün bu malzeme Eroğlu'nun elinde kendine has üslubu, kurgusu ve roman tekniğiyle bir şahesere dönüşebilirdi. Eroğlu'nun sondan bir önceki romanına itirazım budur. Zamanın
Manzarası adlı son romanını gelecek sayımızda ele alacağız. |
|||||||||||