MİLLİYET
TARİH :17 TEMMUZ 2000
YAZAN : DOĞAN AKIN

Gelecek uzun sürer!

" Oğlumu ve kızımı İstanbul'dan kaçırıp buraya yerleştim!"
Geçen yaz Dalyan'da söyleşirken kişisel göçünü bu sözlerle anlatan hekim, kim bilir kaç aklın köşesindeki fikri icra edivermişti.
Vazgeçebilmişti!
"Erk"ini "öz"ünden alan… Kişisel güce, gerçeğin sınırları içinde sanki ütopik boyut kazandıran bir icraattı bu.
İstediği her şeyi yapamayacağının bilincine varan insan, istemediğini yapmamanın kudretini keşfediyor!
Taammüden vazgeçmek yani.
Ve kendine kaçabilmek!
***
İşte yazar Mehmet Eroğlu. Hürriyet Pazar'da yayımlanan Serhan Yedig ile söyleşisinde, kendisine yıllar önce verdiği sözü tuttuğunu anlatıyor:
"25'ime girdiğimde, 48'inde ölen babamı hatırlayıp, '50 yaşıma girdiğimde ne olursa olsun, işi bırakacağım ve sevdiğim şeyleri yapacağım' diye kendime söz vermiştim… Büyük bir inşaat şirketinde üst düzey yöneticiydim. 50'de, işimi ve mesleğimi terk etmeye karar verdiğimde, arkadaşlar 'Çıldırmış olmalısın' dedi. Çünkü, konumum pek terk edilecek gibi değildi, işimi seviyordum. Sözümü tuttum, iki yıl önce mühendislik defterini kapadım… İnsanlara karşılıksız olarak bir şeyler verebileceğim bir yerde çalışmak istiyordum. Uğur Mumcu Vakfı'na katılıp bunu gerçekleştirdim… 25 yıl günde üç paket sigara içtim… Bana hükmeden bir alışkanlıktı. Haklamam gerekiyordu. Bıraktım, tekrar spora başladım… İki yıl boyunca günde 2.5 saat çalışıp alto saksofon çalmayı öğrendim… "
Vazgeçtiği kariyerinden tahsil ettiği alacakları yeterli gören bir yazar topluma borcunu ödüyor.
Aslında…
Hayatı "sevk ve idare" etmek gerektiğini öğretiyor!
***
Şu aklımızın köşesi. Giderek azmanlaşıp, aklımızın tamamına yayılıyor sanki.
Neden?
Geleceği depoladığımız bugüne çok yüklenmek, yanıtın ipuçlarını veriyor. Geleceği depolamak, erken yaşlar için fena bir tercih sayılmaz belki de.
Ama ne tuhaf. Dalyan'daki hekimi dinlerken gözüm Kral Mezarları'nda. Ve aklımda 20. Yüzyıl'ın en ilginç düşünürlerinden Louis Althusser'in öz yaşam öyküsünü kaleme aldığı kitabının adı:
"Gelecek uzun sürer!"
***
Bir de "yazmak" var. İşini bırakan Mehmet Eroğlu'nun da vazgeçemediği.
"İşini bırakıp yazmak" mesleğimize ilişkin çağrışımlar da yapıyor. Yazmak salt "iş" olmadıkça gazetecilik ağırlığına kavuşuyor.
"İş olsun" diye yazılanın bir "değer" ifade edemeyeceğini de gösteren Milliyet yarım yüzyıl önceki kuruluşunu kutlarken… Bu çatı altında öğrendiğimiz bizde kalmasın:
Hiç olmazsa kendinize kaçana kadar işiniz gurbet…
Eviniz sıla olmasın!

 

 
     
             
<<geri