| |
Virgül, şubat
1998
Unutulmuş yerli polisiyeler
Ali Ömer Türkeş
Konu ile ilgilenen herkes Sultan Abdülhamit'in polisiye tutkunu olduğunu,
iki ile beş bin arasında olduğu rivâyet olunan polisiye kitap koleksiyonunu
okumak için bir tercüme bürosu kurdurduğunu bilir. Padişahın bu merakının
Osmanlı roman yazımına bir etkisini görmüyoruz. Cumhuriyet döneminden
bugüne polisiye roman yazımında kıpırdanma olduğu söylenemez ama, sayısı
az olan örneklerin ilginç öyküleri var.
En çok okunan ve "iş" yapan kitapların polisiye türden olması,
bu yazarlardan bazılarını, geçimlerini sağlamak amacıyla polisiye üretmek
veya tercüme etmek zorunda bırakmış. Başlangıca Peyami Safa'yı koyabiliriz.
Yazar, efsanevî hırsız Arsen Lüpen'in maceralarından esinlenerek Cingöz
Recai'yi yaratıyor. Peyami Safa'nın ciddi bulmadığı bu kitapları yazarken
Server Bedii takma adını kullandığını görüyoruz. Vedat Örfi Bengü'nün
aynı dönemlerde yazılan Lord Lister serisini bu tür tutkunu eski tüfeklerden
işittiysem de, şahsen bir örneğini okumuş veya görmüş değilim. Yine çeşitli
kaynaklar vasıtasıyla toparladığım; Cevat Fehmi Başkurt'un Valde Sultan'ın
Gerdanlığı, Refik Halit Karay'ın Bu Bizim Hayatımız, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın
Kesik Baş, Dirilen İskelet ve Katil Buse romanlarını da, Türkçe polisiye
yazımının ilk örnekleri olarak tür tarihine eklemek gerekir.
1950'lerde bir yayıncılık faciası çıkıyor karşımıza; Çağlayan Yayınevinin,
maddi getirisi dışında hiçbir -estetik, edebi, vb.- kaygı gözetmeksizin
ardı ardına bastığı kitapların büyük çoğunluğu polisiye. Kitap adlarının
okuyucuyu etkilemek amacı ile değiştirildiği, orijinal kişi adlarının
yerine Türk dilindeki telaffuzlarının yazıldığı, bu -fiyat anlamında-
ucuz kitaplar gazete bayileri aracılığıyla satışa çıkarıldığında, şimdi
inanması zor, yüzbinlerle ifade edilen satışlara ulaşmış ve en çok da
Mayk Hammer serisi rağbet görmüş. Buraya kadar kabul edilebilir sınırlardayız,
ama, gerçek yazarının yazdığı dört kitabı da çeviren Kemal Tahir yayıncıların
teklifini geri çevirmeyip yeni Mayk Hammer romanları üretmeye soyununca
asıl komedi başlıyor. Amerika'ya hiç ayak basmamış bir Türk yazarının
"hard boiled" öyküler yazması nasıl sonuç verdi dersiniz? Elbette
sonuç gayet başarılıymış, kimse "bu yazar o yazar değil" dememiş
ve satışlarda düşme olmamış. Tahir'in seriye dört kitaplık bir katkısı
var. İş bununla da bitmiyor. Mayk Hammer romanı yazma bayrağını Kemal
Tahir'den devralan Afif Yesari yaklaşık yüz yeni macera koyuyor ortaya.
Yesari'nin anılarından aklımda kalan, yazarın hiç görmediği bir ülkede
geçen öyküleri üretirken maddi hata yapmamak için duvarına bir New York
haritası astığı, böylelikle semt ve sokak adlarında hiçbir sorun yaşamadığı
olmuştu.
Bizim yazarlarımız tarafından takviye edilen bir diğer meşhur kişi, türün
kraliçesi Agatha Christie'dir. Erol Üyepazarcı ile yapılan söyleşiden
aktarıyorum, yazarın doksana yakın özgün romanı olmasına rağmen, Üyepazarcı'nın
elinde -Türkçe basılı- yüz otuz adet ayrı ve A. Christie imzalı kitap
bulunuyor. Taklitleri ile asılları arasında bir karşılaştırma yapmak ve
bu taklitleri kimlerin yazdığını bulmak oldukça heyecanlı bir çalışma
olurdu herhalde.
Atilla Özkırımlı Türk Edebiyatı Ansiklopedisi'ndeki Vâlâ Nurettin maddesinde
eserleri arasında yer vermiyor ama, benim elimde, zaman zaman polisiye
çevirilerini gördüğümüz Va-Nû'nun yazdığı özgün bir polisiye roman var.
1963 yılında AK Yayınları tarafından basılan Tuzaktaki Kaplan, tek parti
dönemi politik atmosferi içerisinde Ankara'da başlayıp İstanbul'da süren
ve bir Arap ülkesinde sonuçlanan kaçıp kovalamaca öyküsü ile türün "noir"
akımının başarılı bir örneği.
Yeri gelmişken, eski kitapçılardan edindiğim ve benim için halen merak
konusu olan bir romana değinmek istiyorum. Yazarı Zuhal Kuyaş, yayınevi
ise yok. Yazar kitabını kendi çabasıyla 1970 yılında İstanbul Baha matbaasında
bastırmış. Sonuncu Oda adlı bu polisiye, türün geleneksel bütün kalıplarını
titizlikle izlerken, olay, zaman, mekân birliği gözetilerek yazılan esrarlı
öyküde, J. D. Carr'ın kilitli kapı esprisinden ve A. Christie'nin bildik
malikâne/miras temasından etkilenmeler hemen göze çarpıyor. Çok özgün
olmamakla birlikte, keyifle okuduğum bu romanın yazarı ve varsa diğer
kitapları hakkında hiçbir malûmatım yok. Eğer bu konuda bilgisi olan bir
kişi çıkar ve Virgül'e de haber ulaştırırsa gerçekten çok mutlu olurum.
Belki şaibeli olabilir, son olarak 80 sonrasında ard arda çıkan romanları
ile parlayan ve edebiyat dünyasından aynı hızla çekilen Mehmet Eroğlu'nun
kitaplarını; Issızlığın Ortasında, Yarım Kalan Yürüyüş ve Geç Kalmış Ölü'yü
unutulmuş polisiyeler arasında göstermek istiyorum. Ne yazar ne yayıncısı
ve ne de okuyucular polisiye olarak görmediler bu romanları. Onlar daha
çok politik roman türü etrafında tartışıldı ve politik motifleri nedeni
ile eleştirildi. Oysa, başka bir gözle baktığınızda birbirini tamamlayan
bu üç kitap "hard boiled"un bütün özelliklerine sahip görünüyor.
Karakterlerin politik kimliklerini kaldırıp yerine bir çete ilişkisi koyan,
zaman ve mekânı 30'ların Amerika'sına taşıyan bir okuma yaparsak öykülerde
hiçbir değişiklik olmaz, çünkü Eroğlu'nun karakterlerini tanımlayan siyasi
duruşları, ulusal özellikleri ve yaşadıkları zaman dilimi değildir. Onlar,
yaşamları kayıp bir şahıs etrafında kesişen -ihanet, şehvet ve şiddet
dürtüleri ile davranan- polisiyelere özgü stereotipler olarak yaratılmıştır.
Bu bakış açısından, Eroğlu imzalı romanlar, barındırdıkları gerilimli
ve esrarlı atmosferleri ile dikkate değer polisiyeler olarak görünüyorlar.
|
|
 |