|
SANAT OLAYI
İlk iki romanıyla, genç kuşağın en güçlü kalemlerinden birisi olduğunu kanıtlamış olan Mehmet Eroğlu, üçüncü romanını yayınlamak üzeredir: "Yarım Kalan Yürüyüş". Edebiyat çevrelerinin merakla beklediği bu eserden, 'Sanat Olayı' genişçe bir fragment'ı okurlarına aktarmakla kalmıyor; ayrıca Mehmet Eroğlu'na genellikle roman sanatı, özellikle 'Yarım Kalan Yürüyüş' üzerine bazı sorular yönelterek, sanat çevrelerinden uzakta çalışmayı yeğleyen sanatçıyı ve romanını, daha iyi tanıtmaya çaba gösteriyor. Takdir sizin. Mehmet Eroğlu: "Ben kendine tehlikeli sorular soranlarla ilgiliyim" -"Kanaryalarla konuşabilen, karanlığa karışıp yok olabilen, korkuyu ve acıyı tanımayan, ama doğum günü olmayan küçük bir kız için ağlayabilen, sevgiyi kadın kokusunda arayan, belki de bulamadığı için hayvanlarla yer değiştirmek isteyen ve kırık kolu bükülemeyen bir efsane..." Yarım Kalan Yürüyüş'ün kahramanı Korkut Laçin'i bu sözlerle tanımlıyorsunuz. Görüldüğü kadarıyla Korkut Laçin ilk iki romanınızın kahramanı Ayhan'dan oldukça farklı. Oysa bir konuşmanızda bu üç romanınızla yakın tarihimizi etkilemiş, "Bir Tip"i bulmaya çalıştığınızı söylüyorsunuz. Bu konuyu açar mısınız? -Ayhan ve Korkut! İlk bakışta birbirlerinden çok farklı görünseler de bence önemli ortak noktaları var. Önce ikisi de korkutucu bir yalnızlığın içinde kendilerine doğru yürüyorlar. İkincisi: Hem Ayhan, hem de Korkut- değişik nedenler de olsa - sevgiye varamıyorlar. Üçüncüsü, her ikisi de dünyayı değiştirmek hayatı kurtarmak istiyorlar. Sonuncu ve en önemli ortak özellik ise ikisinin de aynı açmazla karşılaşmaları: Ayhan sıradan bir insan olmaya katlanamadığı, Korkut'sa kurtarıcılığın sonuçlarını ise sindiremediği için. Konuya bu açıdan bakarsak Ayhan ve Korkut'un aynı kan grubundan olduğunu, aynı dürtülerden yola çıktıklarını düşünebiliriz. "Bir Tip" dediğim (bence) en kaba biçimiyle eşittir. "Eylemci Genç Adam," diye tanımlanabilir. Yapmaya çalıştığım, (başarıp başaramadığımı, ya da başaracağımı düşünmeden ) bu tipi vurgulamak, bu insanı araştırmak. Bu önemli. Çünkü, yaptıklarımızı, katlandıklarımızı kabullenmek için yaşadığımız her dönemde, (yanlışları yüzünden cezalandırdığımız, hatta gerektiğinde ceza kanunlarımıza göre astığımız) bu genç insanlar sıradan, kurtarılmayan bir hayatı yaşamayı kabullenemedikleri için, (insanları silah zoruyla bile ölüme göndermek zorken) kolayca ölüyorlarsa ve bu genç ölülerin sayısı binlere ulaşıyorsa bu ölüm dürtüsünün üzerinde durulması gerekmez mi? Bence gerekiyor. "Daha çok biçime ve sözcüklere dayalı bir romanın kalıcı olacağına inanmıyorum. Aklınıza gelen bütün kalıcı romanları düşünün. Çoğunun biçimini hatırlayamadığınızı fark edeceksiniz." -Romanlarınızı ana sorunsalları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? -Aslında bu soruya cevap vermek zor. Ben romanların (önemli olmasına rağmen) yalnızca konuları ve sorunsalları açısından değerlendirilmesini öteden beri pek anlayamamışımdır. Ben sorun, sorunsal değil, o sorunsalı nasıl anlattığınız, içindeki saklı gerçeği açığa çıkarmak yolunda nasıl çaba gösterdiğinizdir. Çünkü roman her türlü tanımının ötesinde, insanları ve bu insanlardaki -o güne kadar deşilmiş veya deşilmemiş- gerçekleri estetik bir kaygıyla araştırma uğraşıdır. Öteki yol ( sorunsalı ön plana çıkarmak) işin kolayına kaçmak olmuyor mu? Yalnızca, (üzerinde binlerce sayfa yazılmış) bir sorunu, havada yüzen, derinliği ve bireyselliği olmayan kahramanlarıyla tadı bilinen bir bulamaç haline getirmek... Bence roman, en azından benim okuyacağım roman bu değil. Romanlarımın ana sorunsalına gelince. Ben kendine tehlikeli sorular soran ve soruların peşinden sonuna kadar yürüyenlerle ilgiliyim. -Korkut Laçin'in
de Ayhan gibi politik bir geçmişi var. Okunduğunda bu seziliyor. Ancak
Yarım Kalan Yürüyüş'te politik olaylar diğer iki romanınıza göre oldukça
geride. Bu bilinçli bir seçim mi? "Gelelim tarafsızlığıma: Hemen söyleyeyim: Değilim. Korkut Laçin gibi soruların üzerine giden, 'Yaşama bu denli yansız yaklaşmak! Bu bende her zaman tiksinti uyandırmıştır' diyen biri söz konusu olduğunda tarafsız kalınamaz." -Yarım Kalan
Yürüyüş'te üç değişik anlatım biçimi var. Önce yazar anlatıyor. Yazarın
bıraktığı yerden Korkut'u tanıyan biri alıp olayı hikaye ediyor ve arada
bu anlatım kesilerek olay, Korkut'un ağzından naklediliyor. Bunun bir
nedeni var mı, yoksa yeni bir biçim mi deniyorsunuz? -Yarım Kalan
Yürüyüş'ün son bölümünden ben de bir paragrafı almak istiyorum: - O sorumluluğu
hissettim. Sözünü ettiğiniz paragrafı da bu nedenle yazdım. Korkut Laçin'i
anlatırken zor olan, onun gibi bir tipin çizgilerinde var olan abartmanın
tuzağına düşmemekti. (Abartma, yazar için üzerinden kolayca aşılacak bir
engel değildir.) Başarabildim mi? Bilmiyorum. Ama romanda Korkut konusunda
her hangi bir abartma varsa, bu abartma Korkut'a karşı ileriye sürülen
görüşlere de aynı ölçüde yansıdı; bundan eminim. Gelelim tarafsızlığıma:
Hemen söyleyeyim, değilim; insan Korkut Laçin gibi soruların üzerine giden,
"İnsan yalnızca yaşamakla yetinmeli midir?.." Yaşama bu denli
yansız yaklaşmak! Bu bende her zaman tiksinti uyandırmıştır..." diyen
biri söz konusu olduğunda tarafsız kalamaz. |
|||||||||||