| |
"İnsan,
eğer insan kalacaksa, taraf tutmak zorundadır..." Mehmet Eroğlu'nun
sekizinci romanı Graham Greene'nden yapılan bu alıntıyla başlar. Kusma
Kulübü'nün temel sorunu da insanın bu temel seçimiyle ilgilidir. Bir insan
olarak önümüzden geçip giden haksızlıklara, adaletsizliklere nereye kadar
katlanacağız? Roman, kitabın girişinde de bir harfle sorulduğu gibi Vicdanımızla
ne yapacağız sorusuna aranan bir cevaptır.
Hep ikinci dereceden roller oynayarak geçirdiği hayatını, "benimki
mutsuzluğuma alışmak" diye tanımlayan Umut, onu dölyatağından en
az üç kez cansız bir cenin gibi dışarıya atan İstanbul'da tutunma umudunu
yitirdiği gece Nihan'la karşılaşır. Matematik olimpiyatlarına katılmış,
son derece zeki bir kriptolojist olan bu genç kadın, entelektüel ve akıllı
kişilerin oluşturduğu sıra dışı bir çetenin reisidir. Umut, onu sürekli
reddeden kentte yaşama olanağı sağlayacak bir iş karşılığında, çetenin
peşinde olduğu Hayalet adlı düşmanının açığa çıkarılması için yem olmayı
kabullenir. Hayatı boyunca Tanrı'nın biçtiği küçük rollere razı olmuş
kahramanımız, kendini birden magazin dünyasının içinde bulur. Ancak Umut'un
bu eğlenceli, renkli dünyadaki serüveni çok geçmeden hüzünlü bir yolculuğa
dönüşecektir. Umut, sürprizlerle dolu yolculuğu boyunca, insanın kendisine
acımaktan vazgeçtiğinde başkalarına da acıyabileceğini, şiddetin bazen
adaletin ve yasaların temeli olduğunu keşfeder ve sonunda acımayı bilen,
insancıl bir Tanrı'nın hüküm sürdüğü yeni dünyaya vararak kendisiyle ilgili
o büyük gerçekle buluşur...
Bir yanda magazin kraliçeleri, sözü edilen biri olmak için her şeyi yapmaya
hazır genç kadınlar, kendine ilahi, dokunulmaz bir konum belirleyerek,
ülkenin kaderinde rol oynamak isteyen medya, sahtekar işadamları, bir
yanda ise yaşlanmakla yetineceğine, genç bir kadına aşık olan kaçık bir
feylesof, keskin kulaklı bir güneydoğu gazisi, açlık grevinde belleğini
yitirmiş bir mahkûm, polisin bir türlü körleştiremediği bir âmâ ve iyiliksever
bir sakat; kendi cennetini arayan düş kırgınları! İkiye bölünmüş bir kentin,
ikiye bölünmüş kahramanları...
Daha önceki romanlarıyla kendine, -işte benim yazarım diyen- bir okur
kitlesi yaratan usta yazar Mehmet Eroğlu, sekizinci romanı Kusma Kulübü'nde
"bu gezegenin üstündeki en tehlikeli hastalık, yok edilmeli,"
dediği "zenginliği," yerleşik sistemi, medya ve magazin dünyasını
kıyasıya eleştiriyor ve bu eleştirilerden yola çıkarak, insanı en çok
insan yapan bir erdemi -"tutkularının tanrısı kıldığı vicdanımızı-
büyük bir ustalıkla çarpıcı bir edebiyat temasına dönüştürüyor.
|
|
 |
| |
Hayat
mutlu olmak içinmiş! Benimki mutsuzluğuma alışmaktan ibaret. Eğer hayat
ölümümüze doğru akan, uzunluğu belirsiz bir ırmaksa, bana ait olana hiç
bir kolun bağlanmadığını da söylemeliyim: Dar kanyonların arasına sıkışmış,
coşkusuz ve yatağını derinleştiremeyen cılız bir akıntı benimki...
Dışarıda nakarat gibi bir yağmur, penceredeyse insanı itirafa zorlayan,
buyurgan bir loşluk var. Cama gecenin kumaşından dokunmuş bir perde gibi
asılmış bu belirsizliğin gerisinde, geçmişini yitirenlere özgü bir yalnızlığın
koynunda ürperiyor ve telefona kurtuluşa uzanan, ırmağın üzerindeki yıkılmamış
son köprüymüş gibi bakıyorum: Şu en gerideki, ödü kopmuş askerin, ölümünden
az önce baktığı gibi. Galiba arada mırıldanıyorum da. Aslında bunda garip
bir şey yok: Bir kez daha kendi kendimin sırdaşı olmaya hazırlanıyor olmalıyım.
Vakit geldi: Öç alanların intikam şölenine katılmak için ben de yerimi
almalıyım.
|
|
 |