![]() |
|||||||||||||
![]() |
|||||||||||||
|
324 sayfa, 1. basım 1984 (Can), 5. basım Kasım 2000 (Everest), 6. basım Ocak 2005 (Agora Kitaplığı), ISBN: 975-8829-62-9 |
|||||||||||||
|
Issızlığın
Ortası, görünürde Kıbrıs'ta, asteğmen olarak katıldığı savaşta yaralanarak
aylarca Girne'deki bir hastanede yatan ve savaşın bitmesinden sonra, 1975
Ocağında kafasında geçmişi ve var oluşuyla ilgili sorularla Ankara'ya
geri dönen Ayhan'ın, 1971'de ortadan kaybolan çocukluk ve gençlik arkadaşı,
politik eylemci Zafer'i aramak için tekrar yollara düşmesine kadar, bu
kentte geçirdiği iki ayı ve bu süre içinde kendisinden farklı bir kadın
olan Ferda'yla yaşadığı tutkulu ilişkiyi anlatır. Ama roman, bir kaç haftaya
sığan, aşktan çok umutsuz bir kurtuluş çabasını çağrıştıran, yoğun ve
marazi bir cinsellikle örülü bu ilişkinin ötesinde, aslında kendisiyle
hesaplaşan Ayhan'ın ve 12 Mart faşist darbesiyle dağıtılarak yok edilmeye
çalışılmış bir kuşağın uzun yolculuğunun resmedildiği, göz alıcı ama trajik
serüvenini gözler önüne sermektedir.
|
|||||||||||||
|
Sigarayı
yakıyorum, aç karnıma ikinci bu. Nikotinin acısı dilimin pasına karışırken
soluk güneşe karşı uzandığım yerde geriniyorum. Başımı sallasam sabahtan
beri beynimde uğuldayan o düşünceleri savurup atabilecek miyim? Bilmiyorum,
ama daha fazla dayanamam; zaten neredeyse öğlen olacak. Birden saati merak
ediyorum. On bir. Ancak güneş, günü saat gibi yarılayamamış, sokak da
şaşılacak kadar sessiz. Kalkmaya çalışsam? Hayır, başımı taşıyamayacağım,
taş gibi ağır. Vazgeçip yeniden uzanıyorum. Pencereden dışarısını seyredeceğim.
Yelkovana yetişmekten umudunu kesen o soluk güneş şimdi karanlık bir tuvale
benzeyen gökyüzünde bir bulutun arkasına sığınıyor. Bir gün daha, duvardaki
kadınla başlayan bir gün daha. Parlak bir kâğıda basılmış resme bakıyorum.
Belki de bir dergiden alındı; kim kesmişse eli titriyormuş. Makas, gitar
çalan kadının çevresinde dolaşırken, ayağını koyduğu yastığı dışarıda
bırakmış. Renoir bu tabloyu yaparken yüzyıllarca sonra ona bakarak uyanacağımı
biliyor muydu? Sorunun saçmalığı güldürüyor beni. Konuşmadan, ama birbirimize
alışık, susuyoruz. Kaç gündür onunlayım. Bir, iki, üç... Parmaklarım bitiyor.
Demek on günü geçti. Birden bir bıçak saplanıyor mideme. Artık hep bu
hücrede yaşamak zorundayım. O gün, bu evi ilk kez gördüğümde, beynimde
uçuşan bu duygu on beş gün öncesine götürüyor beni. Sanki yeniden Murat'la
birlikteyiz ve bu odaya giriyoruz. Gözlerimi yumup hatırlamaya çalışıyorum.
Çok yorgundum... |
|||||||||||||