"Mutluluk bir sınırlamadır. Mutluluk çoğu zaman sevgiye varmayan bir monotonluktur." (Yarım Kalan Yürüyüş, syf: 237)

"Farklılığın farkına ilk varanlar, birbirlerinden hiç de farklı olmadıklarının farkında olmayanlar, yani çoğunluktur…" (Yürek Sürgünü, syf: 322)

"Mutluluk! Kimine göre, tanımlı gündelik ihtiyaçların karşılanması, kimine göre, ayrıntılardan yoksun, kaba sayılabilecek doğal bir güvenlik duygusu, kimine göre ölümsüzlüğe uzanan gerçekleşmeyecek düşleri görme özgürlüğü… Ya mutsuzluk? Mutluluğun eksik kalan kısmı olmalı. Hiçbir zaman kağıda dökülebilecek ya da resmi yapılabilecek ayrıntılı bir muyluluk tanımı olmamıştı. Bildiği, mutluluğun, soyutun düşmanı olmasıydı. Soyut olmayan bir yaşamın ise, eninde sonunda sıradanlığa sürükleneceği ve bundan daha büyük bir mutsuzluğun olamayacağıydı. Mutsuzluk hayvan türleri arasında yalnızca yaratıcı insan soyuna bahşedilmiş bir ayrıcalıktı." (Yürek Sürgünü, syf: 345)

"Yüreğiyle yaşayanların sorunu bu. Yürek, uçsuz bucaksız bir bataklığa benzer. Bir kere saplandın mı kurtulamazsın." (Yürek Sürgünü, syf: 405)

"Onunla sevişmeyi egzotik bir müzik eşliğinde yapılan kışkırtıcı bir dansa benzetebilirsiniz aslında: Temposu ve notaları bildik, teması tanıdık - ancak kreşendosu asla kestirilemeyen -, yine de her seferinde yeniden dinleme isteği duyduğunuz iç gıcıklayıcı bir melodi ve koreografisi tekrarlana tekrarlana ezberlenmiş, uyumlu bir salınım." (Yüz: 1981, syf: 5)

"Sadakat mi? Bu, seçenekleri sınırlı olanlarda rastlanan bir erdemdir…" (Yüz: 1981, syf: 11)

"Saygı: Korkunun kabul edilebilir hali; toplumsal boyun eğiş korosu." (Yüz: 1981, syf: 104)

"Tanrım, ne kadar trajik: Biri bana değerli olan herşeyin ortalama insanlar için üretildiğini, onlar için var olduğunu söylemişti. Bundan daha dehşet verici ne olabilir?" (Zamanın Manzarası, syf: 73)

"Şeytanların gölgelerinin üstünden atlayarak büyük kaçış… Benliğim: Kişiliğin iskeletinin çöküşü… Büyük gürültü: Felaketimin yıkım sesleri… Uzaklık: Eşittir özlem… Büyük uzaklıklar: Eşittir katlanılmaz özlem… Katlanılmaz özlem: Sonsuz ölüm… Sonsuz özlem: Tekrarlanamayan ölümün yenilenmesi…" (Zamanın Manzarası, syf: 214)

"Umut ve umutsuzuk; özlemin iki duvarı bunlar: Özlem birinden yansıyıp ötekine savruluyor; sönmüyor, hiç uysallaşmıyor, asla yatışmıyor." (Zamanın Manzarası, syf: 229)

"Korku, bilinmeyeni tanımak için geçirdiğimiz kararsızlığa verdiğimiz addır." (Zamanın Manzarası, syf: 346)

"Sonunda, hep burnumda tüten kışkırtıcı kokusu o yüksek engelin ardında kalınca, kendimi koklamaya başladım. Bir süre sonra artık sadece etimin kokusunu duyuyordum. Sonunda kendim olmuş, onu tenimden silip atmıştım. Kendim oldukça da, kendimi hazla kendime sunuyor ve bir hayat ediniyordum. Pek tatlı olmayan, ama kokusu, dokusu, tadı bana ait olan bir hayat…" (Zamanın Manzarası, syf: 403)

 
     
             
<<geri