Belleğin Kış Uykusu

Eleştiri ve Söyleşiler |

Sevgi ve hayalin peşinde, geçmişe ve geleceğe doğru, aynı anda yapılan fantastik bir  yolculuk! “M, o akşamüstü, göğsündeki garip sızıyla geçmişi olmayan, anısız bir güne uyandı. Belleği onu hafifmeşrep bir sevgili gibi terk etmişe benziyordu…” Mehmet Eroğlu, onuncu romanı Belleğin Kış Uykusu’nda, insanı en çok kendisi kılan adını bile hatırlamayan bir adamın, Bay M’nin, yitirdiği belleğinin peşine düşerek, geçmişe ve geleceğe doğru aynı anda yaptığı fantastik bir yolculuğu anlatır. M’nin bindiği tren zamansız bir gecenin içinde yol alırken, M bir yandan gençleşir, bir yandan da karşısına çıkan  yolculardan  geri aldığı  anılarla hayallerini, sevdiği kadınları ve geçmişini hatırlar. İnsanın düşüncelerini okuyabilen, bir belirip bir kaybolan bir Palyaço ile M’nin öfke ve hayranlık duyduğu, kadınların gözbebeği yakışıklı Bay G, bu garip yolculuğun yoldaşlarıdır. Yolculuk, M’nin seçim  yapacağı istasyona kadar gizini korur. M, üç zor soruya cevap verecektir. Acısız hayat bizi mutlu eder mi? İçinde bir tutam sevgi olan hayatımızdan, ne kadar kötü olursa olsun vazgeçebilir miyiz? Gerçek sevginin bir nedeni var mıdır?

Mehmet Eroğlu’nun benzersiz bir kurgu ustalığıyla kaleme aldığı Belleğin Kış Uykusu, insanın, belleğin, vicdanın ve hiç şüphesiz saf sevginin kaynağını araştıran sıradışı bir roman…

Kitaptan

10.belleginkisuykusuM, o akşamüstü, göğsündeki garip sızıyla geçmişi olmayan, anısız bir güne uyandı. Belleğiyle gözlerini açtığı anın arasına yerleşmiş, kendini bir varlık olarak kavramasına engel olan bir boşluğun kıyısındaydı. Nedenini bilmeden titriyordu: Saat altıydı; küçük bir bavul, uyanır uyanmaz yolculuğa çıkacakmış gibi ayaklarının dibinde duruyordu. Ancak dağınık olduğu hemen fark edilen odada, yayıntının toplanması, koltukların üstündeki küçük yastıkların düzeltilmesi, perdelerin kapatılması, okunmuş gazetelerin ortadan kaldırılması gibi her yolculuk öncesinde görülebilecek olağan hazırlıkların izi yoktu. M, neden yatakta değil de oturma odasını andıran, ayrılık kokmayan bu odada, hem de rahatsız bir sandalyenin üstünde uyuyakaldığını da bilmiyordu. Kucağında açık bir kitap, kimin tarafından, ne zaman hazırlandığını hatırlamadığı bavulun üstünde bir uyarı işareti gibi duran sarı zarf ve divana atılmış gri takım elbise… Bu nesneler anlamlı bir bütünün parçaları mıydı? Öyle idiyseler hangi zamana aittiler? Kendini zorlasa da araladığı cevapları bulamadı. Anıları yok olmuştu. Belleği onu hafifmeşrep bir sevgili gibi terk etmişe benziyordu.

Gariplik, anılarını yitirmiş belleğiyle de sınırlı değildi; durumu daha da anlaşılmaz kılan şeyin boğazıyla göğüs kemiği arasında gidip gelen sızı olduğunu düşündü. Acı vermeyen, gırtlağına yaklaştıkça belirginleşen bu titreşim, geç kaldığını hatırlatan bir çalar saate benziyordu. M, uyarıya kulak vererek koltuktan kalkınca kapının önünde uyuklayan köpek de çalan zili duymuş gibi başını kaldırdı. Küçük gözler ve bu gözleri daha da belirsizleştiren, şaşırtıcı büyüklükteki bir kafa… M, şaşkınlığına rağmen yönsüz bir sevinçle, tek başına değilim diye düşündü. Ancak bu boş, koğuşu andıran odada kendisinden başka bir canlının varlığını fark etmesi, ne içinde bulunduğu garip durumu açıklamaya, ne de duyduğu o hüzünlü yalnızlığı seyreltmeye yetti. Köpek, etrafa neşe ve canlılık saçmak bir yana, soluk bile alamayacak kadar yaşlı ve yorgun görünüyordu. Peki, kime aitti, adı neydi? M, hâlâ kararsız gözlerle onu süzen hayvana bakarken birden korkuyla irkildi. Ya benimki? Evet, kendi adını da hatırlamıyordu. Zihninde sadece bir harf titreşiyordu: M. Gerçeği o zaman kavradı: Belleğiyle zamanın arasındaki bağ kopmuştu. Zamanın ıssızlığının ortasındaydı. Bir süre endişesinin yatışmasını bekleyerek kendini dinledi: İçinde sadece uyandığı günün Pazar olduğuna yönelik bir duygu vardı; tabii bu da yapacak hiçbir işinin olmamasından, yani belleğinin boşluğundan kaynaklanıyor olabilirdi.

M, göğsündeki sızı tekrar yer değiştirinceye kadar etrafı süzdü, sonra aklına yapacak başka şey gelmediğinden, divanın üstündeki takım elbiseyi alarak giyindi. Ceket, üzerine göreydi, ama pantolonun beli oldukça boldu. Ya zayıfladım ya da elbise başkasına ait…