Geç Kalmış Ölü

Eleştiri ve Söyleşiler |

Geç Kalmış Ölü, Mehmet Eroğlu’nun ilk romanı Issızlığın Ortası’nın kahramanı Ayhan’ın 1971 yılında kaybolan arkadaşı Zafer’i dört yıl sonra, 1. Milliyetçi Cephe Hükümetinin kuruluş arifesine rastlayan günlerdeki arayışının öyküsüdür ve bu özelliği nedeniyle ilk romanını bütünleyen bir kitaptır.

2.geckalmisoluAnkara’dan Gaziantep’e, oradan Suriye ve Antakya’ya uzanan -aslında Ayhan’ın yazgısını da belirleyecek- bu arayış İskenderun’da sona erer. Roman, Ayhan’ın 19 Nisan gecesinde, bir otel odasında, onu yurt dışına götürmek için limanda bekleyen bir şilebe binmemek için direnirken, geriye dönüşlerle hatırladığı İskenderun’daki 15 günün resmi geçididir. Geç Kalmış Ölü, bir anlamda romanın son satırlarıyla, -sabaha karşı- Ayhan’ın vereceği kararın hemen öncesinde başlar ve gergin bir kaç saatin ardından, tekrar aynı satırlarla buluşarak sona erer. Ancak Mehmet Eroğlu bu kısa süreye -ustaca kullandığı geriye dönüşlerle- Zafer’in gizemli kayboluşunun sırlarını araştırdığı Antakya ve İskenderun’daki 2 haftanın yanı sıra, Ayhan’ın kendi yazgısıyla ilgili karar sürecini de yerleştirmeyi başarır.

Geç Kalmış Ölü’nün hemen dikkat çeken iki özelliği vardır: Romanın, Doğu ile Batı’nın buluştuğu yer olarak tanımlanan Nemrut Dağı’nda noktalanan çarpıcı sonu ve Lawrence Durrell’in İskenderiye’sini çağrıştıran bir biçimde yeniden yaratılan İskenderun. Mehmet Eroğlu, Fransız işgal döneminden başlayarak, sanayileşmenin eşiğindeki kozmopolit bir ticaret merkezi olma aşamasına kadar uzanan -etnik, kültürel ve dinsel örgüsüyle başka hiç bir kente benzemeyen- İskenderun’un öyküsünü, Ayhan’ın bir serüvene dönüşen iz sürüşüne egzotik bir fon olarak yerleştirmeyi başarmıştır: Kabullenemediği cinsel seçiminden kaçarak, Afrika’yı terk edip Ceyhan boru hattı inşaatında çalışan zenci bir Amerikalı’nın peşine takılan İtalyan kadın Beatrice; gelişen kapitalizmin kopardığı aşiret bağlarını bir arada tutmaya çalışan, Zafer’in İskenderun’dayken yanlarında kaldığı, kökleri Beyrut’a uzanan büyük ailenin temsilcisi Fuad; tek amacı, genelevde bitecek bir sondan kaçınmak için onu pavyondan kurtaracak bir erkek bulmak olan konsomatris Gül; Fuad’ın amaçları için kullandığı güzel kadınlar, Bahar ve Lale Ozan; tacını yitirmiş Arap kökenli bir prenses, Zeynep; şehvetli kentin karanlık geçmişinden gelen Kör Abdul ve korkutucu Sait, bu ilginç liman kentinde Ayhan’ın karşısına çıkan ilginç ve sıra dışı kahramanlardan bazılarıdır.
Mehmet Eroğlu, Geç Kalmış Ölü’de, Ayhan’ın bir çılgınlık serüvenine dönüşen ve yalnızca beyinle sürdürdüğü soyut ama ölüm tutkunu bir yaşamı ustaca anlatırken, bir yandan da Ayhan, Zafer , Halit ve Fuad tipleriyle belirginleşen kahramanlarıyla, üç değişik eylemci davranışını, Doğu Batı ikilemini, soyutluk, somutluk ve intihar kavramlarını tartışıyor.
Geç Kalmış Ölü, 1985 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı ve Madaralı Roman Ödülünü kazanmıştır.

Kitaptan

Şilebin ilk düdüğünün üzerinden on beş dakika geçmiş. Gül’ün çığlıkları beni yatağa mıhladı sanki; kımıldamadan, soluk almadan oturuyorum. Artık gecenin içinde tek başımayım. Işık? Yalnızca komodinin üzerindeki abajurdan dökülen ışık var. Yerdeki kırık şişeden yayılan süt, Gül’ün odadan çıkarken öfkeyle yırtıp attığı 20 Nisan tarihli vapur biletini ıslatıyor.

Her şey ne kadar kesin ve değişmez. Çevremi saran nesnelerden kaynaklanan rahatsız edici bu duygu, hayatımı geldiği bu noktada, anlamsız kılıyor. Oysa zamana hükmedebileceğim şu anda varlığım ilk kez bir anlam kazanacak. Nesnelerin somutluğundan kurtulup zamanın ve Tanrı’nın soyutluğuna ulaşabilmek! İşte sorun bu. Bir insanın deneyebileceği en cüretkâr, en soylu karşı koyma bu değil mi? Göze almak ve…

Ama şimdi sıra direnmekte. Vücudumu, bel kemiğimi kıracakmış gibi büken krampın üzerine, arkaya doğru bırakıyorum. Günlerdir ilk kez otel odasının çıplaklığı rahatsız edici bir görüntü gibi gözlerime batıyor: Kişiliksiz, köşeli bir boşluk.