Gercek Gündem – Eylül 2011

Muhafazakâr Bir Çelişkinin Romanı: EMİNE yahut II. Fay Hattımız!

Bazı yazarlar vardır, onlarla hayatın bir köşesinde, bir kitabevinin herhangi bir rafında, nefis bir adın üzerinde bulunduğu hacimli bir kitabın içinde, bir eşref saatinde, yılgınlığın yahut yalnızlığın ortasında tanışırsınız. Bugün burada yeni kitabını anlatacağım yazarın benim için anlamı tam da burada anlattığım durumlardan birine denk gelir. Sıkkın ve sancılı bir dönemimde, bir kitapçının rafında Yürek Sürgünü adlı kitabıyla karşılaştığımda 1994 yılının sonlarıydı, liseden yeni mezundum ve hayatla hesabım vardı. Sıkıntılarım, sancılarım, düşlerim vardı. O gün, orada edindiğim Yürek Sürgünü’nün yazarı, o günün akşamından beri sadece o eserin değil, aynı zamanda benim de edebiyata ilişkin belleğimin vazgeçilmez yazarlarından biri oldu. O yazar Mehmet Eroğlu’ydu.

Zira A. Galip, Mehmet Eroğlu için Edebiyat ve Eleştiri dergisinin 2002 Aralık sayısında “Mehmet Eroğlu’nun herhangi bir romanı ile tanışanlar bütün eserlerine ulaşıp tiryakisi olmaktan kurtaramazlar kendilerini. Eroğlu, sanat camiasından uzakta, edebiyat magazinine bulaşmaksızın, köşesinde kendini işine vakfeden biri olarak bugün artık göz ardı edilemeyecek bir roman anlayışı oluşturabilmiştir,” diye yazar.

Bunun içindir ki, bizim bu sayıdaki yazımızın konusu, 1974-76 yılları arasında iki yıllık bir sürede tamamlanan ilk romanı Issızlığın Ortası’nın (sonraki baskılarında Issızlığın Ortasında) 1984 yılında yayımlanmasının ardından tam onbir romanı, beş senaryosu yayımlanmış, çok sayıda edebiyat ve sinema ödülü almış, kendine has anlatım tekniği, özgün ve sıradışı kurgusu, sürükleyici diliyle Türk Edebiyatı içinde nevi şahsına münhasır bir yer açmış, o usta yazarın son romanı olacak. Kitaba ilişkin gözlemlerimizi aktarmadan önce, yöntem olarak benimsediğimiz üzere yazarın biyografisine ilişkin bir kaç cümlelik kısa bilgiyi aktarmakta yarar var.

1948 İzmir doğumlu olan Eroğlu, Eski adıyla İzmir Maarif Koleji olan bugünün Bornova Anadolu Lisesi’ni, ardından ODTÜ Müh. Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi. 12 Mart Askeri Darbesi döneminde Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından Dev-Genç davasından yargılanıp, TCK’nın meşhur 141. ve 142. maddelerinden 8 yıl mahkumiyet ve 2 yıl sürgünle cezalandırıldı. 1974 genel affına uğradı ve cezası kaldırıldıktan sonra 1989 yılına kadar 15 yıl boyunca kamuda kendi mesleğini icra etti. 1989 yılında siyasi baskılar nedeniyle çalıştığı kurumdan istifa eden Eroğlu, bir taraftan mesleki kariyerine devam ederken bir taraftan yazın hayatını sürdürdü. 1999 yılına gelindiğinde, Eroğlu iş hayatına tamamen nokta koyup, yazın hayatına ve Um:ag (Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) bünyesinde, kendi tanımlamasıyla, yazma seminerleri kapsamında yaratma cesareti, kurgu ve senaryo teknikleri dersleri vermeye başladı. Yazarın aldığı ödüller arasında Orhan Keman Roman Armağanı, Madaralı Roman Ödülü ve Milliyet Roman Ödülü de bulunur.

Onbir romanı yayımlanmış Mehmet Eroğlu’nun Fay Kırığı Üçlemesi’nin ilk cildi olan Mehmet’in ardında şu sıralar okurla buluşmayı bekleyen Üçleme’nin ikinci cildi Emine de sarsıcı bir aşkı, güncel ve reel-politik olanı da kuşatarak unutulmayacak bir hikâyeyi işliyor. Üçlemenin üçüncü kitabının adı Rojin olacak. Rojin de kendi fay hattındaki sarsıntıları işleyecek. Tıpkı Mehmet’in ve Emine’nin insanlık öyküsünün içine karışan ötekiliklerin ve çelişkilerin açtığı yarıklar gibi, Rojin de bir kederin ortasında duracak.

Yazar Fay Kırığı Üçlemesi’nin neden ve nasıl ortaya çıktığına ilişkin açıklamasında, “Türkiyenin bir profilini çıkardığınızda, temel üç fay hattının olduğunu görürsünüz,” diyor. Eroğlu bu başlıkları 1- Yoksulluk ve Zenginlik çelişkisi, 2- Laiklik ve İslam Çatışması ve 3- Kürt-Türk ihtilafı olarak sıralıyor. Zira üçlemenin ilk kitabı olan Mehmet, birinci şıkkı; ikinci kitabı Emine ise ikinci şıkkı aktarıyor. Üçlemenin son kitabı olan Rojin’e ise son şık kalıyor. Emine, üçlemenin ikinci romanı olarak 1990 ile 2005 yılları arasındaki 15 yıllık süre için Türkiye’nin panaromik bir romanı olma iddiasında.

Eroğlu, Dil Dergisi’nin 2001 Eylül sayısında Demet Eşmekaya’ya verdiği mülakatta “… yazmak için mutlaka bir neden gerekir. Çünkü yazmak uzun soluklu bir iştir,” diyor.” Kimse “Oturup hadi yazayım ” diyerek yazmaz, onu yazmaya iten ısrarlı bir kaynak vardır, bu kaynak da genellikle acıdır. Eğer içinizde boşaltmak istediğiniz bir acı yoksa yazma isteğiniz kısa vadelidir ya da kalıcı değildir. Bütün kalıcı yazarların gerisinde ısrarla onları yazmaya iten kaynağın acı olduğunu görüyoruz. Yazmanın kaynağında, kişisel yıkım da olabilir, toplumsal bir yıkım, çalkantılar da olabilir,” diyor. Bu ifadeden anlıyoruz ki, Eroğlu’na yazdıran da onun yukarıda maddeleştirdiği fay kırıklarıdır. Anlıyoruz ki, Eroğlu’nun acısı bu fay kırıklarıdır.

Zira Emine, muhafazakâr ama oldukça varlıklı bir kimsedir ve kendisiyle ilişkisi olan, yani sevdiği adam Mehmet’se onun temsil ettiği dünya için ziyadesiyle ötekidir. Bu ötekilik ilişkisi içinde aranan mutluluğun düşü kurulurken sarsıcı yolculuklar, insani zaaflar, nedenli nedensiz kırgınlıklarla birlikte en çok da kişiliklerin çatışması, dünyaların ve algıların çelişkisi dikkat çekmektedir. Her ilişkide yaşanabilecek sorunların ötesinde, Emine ve Mehmet ilişkisinde sinsi bir hastalık sezilmektedir. Bu sinsi hastalığın ise Emine’nin hiç tükenmeyen Mehmet’i değiştirme arzusu olduğu anlaşılıyor. Zira “roman bir süre sonra Mehmet’in Emine ile farklılıklarının farkına varması sürecine endeksleniyor. Bu süreçte Emine doğumlarda düşükler yapıyor ve her doğurma ihtimali olan süreçte Mehmet’in ‘aşık olduğu’ Emine olmaya devam ediyor; ama içindeki çocuk ve Mehmet’i değiştirme ihtirasından bir şey de yitirmiyor. En sonunda ise zaten Emine hem hayatını hem de üçüncü çocuğunu doğumda kaybediyor. Buradaki süreç aslında bir dahaki kitaba bir hazırlık gibi. Yazar, sanki bazı karakterleri temizleyip boşa çıkmak istiyor ve bir sonraki kitap için hazırlık yapıyor.” Fay Kırığı II:Emine, Sarsıcı, sıradışı, reel-politik ve insani bir roman. Yılın en iyi romanlarından biri olduğuna hiç kuşku yok.

Gercek Gündem
Mehmet Altun
17 Eylül 2011