Tanrı

“Hayır artık korkmuyorum. Çünkü herkes benim gibi çılgın. Ama farkına yalnızca ben vardım. Belki de kaderim bu benim. Ne zaman insan olduğumu düşünsem o kaderi önümde pusuya yatmış buluyorum. Eğer bize gelen şey Tanrı’dansa pek yaman bir ceza biçmiş. Ama artık onun da çıldırdığını biliyorum.”

Issızlığın Ortası, syf: 172

“Tanrı, içimdeki korku, çevremde dolaşan ölümdü sanki. Bence Tanrı bu gezegene insanın ilk ayak bastığı yerde ve anda inmiştir.”

Issızlığın Ortası, syf: 253

“Herşeyden bir parça da olsa, o da sorumlu değil miydi? Kutsal kitapların hepsinde öldürme, diyordu, ama Tanrı adına öldürülenler kadar çok insanoğlu öldürmeyi başaramadı kimse…”

Issızlığın Ortası, syf: 256

“Eğer Tanrı sonsuzluk değil de bir düşünceyse, vücudumun somutluğundan, yani ölüm korkusundan kurtulduğum anda yine Tanrı’yı yenmiş olmayacak mıyım? Tanrı’ya, Tanrı olarak meydan okumak! Bütün insanlığın rüyası bu değil mi? Böyle bir hayattan sonra göze çarpan bir sonuca varamamak yenilgidir. Benimki parlak bir zafer olacak. Yanında, geçmişte kalan bütün yenilgilerimin anlamlarını yitireceği bir zafer. Evet Tanrı’ya ya da zamana, onların silahlarıyla, sonsuzluk ve ölümle karşı koyacağım. Bir insan beynine, ölüm korkusundan öte hangi korku Tanrı’yı egemen kılar! Beynimi ortadan kaldırarak istediğime varacağım. Çünkü yaşam yalnızca beyindir.”

Geç Kalmış Ölü, syf: 290

“İnsanı yaratırken Tanrı’nın bir amacı yoktu. İşte bu nedenle kendi amacımızı arayıp bulmak zorunda kaldık ve Tanrı’nın amacını aştık.”

Yarım Kalan Yürüyüş, syf: 143

“Yaşamak konusunda biz insanlar diğer canlılara göre daha acemiyiz. Ve bu insanlar doğayla uyumsuz bir tür olarak kendilerine Tanrı yaratmaktan başka ne yapabilirlerdi? Yarattılar ama sonra da Tanrı’ya, yaşama ihanet ettiler. Doğmak, üremek ve ölmekle yetinmediler. Amacı, yaşamın mantığını zorladılar…”

Yarım Kalan Yürüyüş, syf: 214

“Hiçbir insan Tanrı değildir. Hem Tanrı’ya ve sorunlara bu biçimde yaklaşmak, güzelliğe ve aklılığa yöneltilmiş bir saldırıdır. Unutma yaratıcılık da yok etmek kadar önemli bir özelliğidir Tanrı’nın. Tanrı ve idealler ikiye bölünemez. Tanrı’nın bütün kaygısı yaratıcılığını sürdürebilmekte; ille en iyisi, en güzeli olacak diye bir tutkusu yok, gerçekten yaratmanın güzel olduğunu biliyor.”

Yarım Kalan Yürüyüş, syf: 250

“Tanrı insanla, annesinin babasının sayısız sevişmesi sırasında bir kez ilgilenerek ona can verir, yaşayacağı zaman aralığını seçer, sonra da onu tamamıyla unutur. Hayatı boyunca yansızdır. Görmeden, görse bile ayırt etmeden seyreder… Sizi tekrar hatırladığında ölme vaktiniz gelmiştir.”

Yüz: 1981, syf: 172

“Tanrı avcıdır, acının sonuna gidip pusuya yatar, sabırla bekler, yenilmiş, boyun eğmişken ele geçirir seni. Asla yardım etmez, sadece seyreder. Tanıktır bir anlamda.”

Yüz: 1981, syf: 173

“Tekrarlıyorum, Tanrı hiç masum değil. O en büyük mucit: Kötülüğü, acı veren onca şeyi ve en nihayet insan muhayyilesini o icat etmedi mi? Umutsuzluklar, suçlular, zina yapanlar, kötüler, katiller ve tabii inançsızlar… Bunlar olmasa Tanrı işsiz kalır. İşte bu yüzden Tanrı günahkarlarla sevinir ve kullarını günaha teşvik eder…”

Yüz: 1981, syf: 173-174

“Eğer Tanrı bizi yargılıyorsa, biz de onu yargılayabiliriz… Gereken sadece altüst etmek, onun düzenini yadsımak.”

Yüz: 1981, syf: 174

“Hedefe yöneltilmiş oka benziyordu: Uzak ama öldürücü: Birden Tanrı’ya inancın şeytanı da kapsadığını fark ettim. Sanıldığının tersine, Tanrı ile Şeytan’ın zıtlığı eşsiz bir uyumdu.”

Yüz: 1981, syf: 175

“Benim kadar acı çekmedikçe Tanrı’ya inanmamı beklemeyin benden… Tanrı inancımın peşindeyse benim çektiğim acıları O da çekmeli. İstediğim adalet ve eşitlik. Kutsal kitapların ayetlerine yazdığı, ama kendisinin uymadığı o adaletli eşitlik…”

Zamanın Manzarası, syf: 43

“Tanrı acı çekmez; hem neden çeksin ki? Bunun için peygamberleri, havarileri, ermişleri ve günahkarları var.”

Zamanın Manzarası, syf: 43

“Yitirme duygusunun yoksullarda neden varlıklılarda olduğundan çok daha fazla geliştiğini, derinleştiğini anlıyordum. Tanrı, yoksulları yitireceği az şeyle donatırken, haksızlık etmek istemediğinden olacak, bu duyguyu olabildiğince zenginleştirmişti.”

Zamanın Manzarası, syf: 269

“O mesajını hep dolambaçlı yollardan vermeyi seçer. Neden bu kadar çok peygamberi var sanıyorsun?”

Zamanın Manzarası, syf: 295

“Bazı kadınlar o kadar güzeldir ki, onlara güzel olduklarını söylememiz gerekmez: Hatırlatmak yeterlidir. Tanrı da ölümden söz ederek güzelliğini hatırlattığımız bir kadına benziyor bence; ölüm onu küçültmüyor, var olduğunu ve ondan asla kaçamayacağımızı hatırlatıyor.”

Zamanın Manzarası, syf: 384

“Tanrı aslında oldukça çaresiz; çünkü benim gibilere, yani günahkar ve kötülere muhtaç. Bizsiz yapamaz. Yemin ederim, O bizim gibiler olmasa bir hiç. İşte bu yüzden ilgisi iyilere değil, kötülere yönelik. İyilerin dünyasını uşağı şeytana terk etmiş; iblis, orada boy göstersin, Tanrısal oburluğunu yeni kötüler, günahkarlar bulup doyursun diye…”

Zamanın Manzarası, syf: 385

“İnsanın kendisini yaratıcısının gözüyle, çırılçıplak görmesinden daha korkutucu ne olabilir? Hiçbirşey. Hayır, belki Tanrı’nın kendisi olmak. Sadece bu daha korkutucu…”

Zamanın Manzarası, syf: 385

“Tanrı bir varsayım değildir. Onurludur da: Kendini totem put gibi asla tek olarak dayatmaz; seçenekler buketi sunar insana.”

Zamanın Manzarası, syf: 387

“Ne gelecek kurmak istiyorum, ne de insan olmak. İnsan olmaya kalkarsam tekrar tuzağa düşeceğim. Çünkü her insanın eninde sonunda bir Tanrı’sı olur. Oysa ben sizin Tanrı’nızı istemiyorum. Bu günkü Tanrı tekleşmeden önce daha insancıl, daha alçak gönüllüydü; hayvan yüzleri, rüzgar, dağ gibi kılıklara girerdi. Yapılması gereken, insanlığın en büyük bu icadını, Tanrı’mızı kutsal dinlerin sultasından kurtarıp, tekliğini yok etmek… Ben kendi payıma, eğer becerebilirsem, belleğimi yitirmeyi seçerdim…”

Zamanın Manzarası, syf: 387

“Tanrı’yı güldürmek istiyorsan ona hayallerinden bahset…”

Zamanın Manzarası, syf: 424

“En büyük sanatçının Tanrı olduğunu nasıl oldu da unuttum: Kim onunki gibi bir son tasarlayabilirdi? Ne mükemmel, ne ustaca bir kurgu!”

Zamanın Manzarası, syf: 426

“Budalanın tekiyim; Tanrı’nın istediği ne inançsızlığım, ne de inancım. Bütün evrenin inancı ona akarken benimki kadar değersiz olanını ne yapsın! Yaratıcılığımın sınırlarını merak etmiyor muydum? Onunla boy ölçüşmeyi düşünmedim mi? İstediğim, aşk için ölmek ve gerçek bir yazar olabilmek değil miydi? Aylarca önce sevdiğim kadını terk ederken bunu, hemen hemen aynı sözcüklerle dilememiş miydim? İşte, bütün istediklerimi gerçekleştirme fırsatını önüme seriyor…”

Zamanın Manzarası, syf: 426