Milliyet – Ocak 1986

Mehmet Eroğlu’nun İntihar üçlemesi’nin 3. romanı yayımlanıyor.

Eroğlu, yeni romanında da amacının 1960,70, 80’li yıllarda ölenlerin gerçeğini araştırmak olmadığını, bir durumu saptamaya çalıştığını belirtiyor.

“Issızlığın Ortasında” ve “Geç Kalmış Ölü” adlı kitaplarıyla tanıdığımız yazar Mehmet Eroğlu’nun üçüncü kitabı “Yarım Kalan Yürüyüş”, önümüzdeki günlerde yayınlanacak. Zaman, kişiler ve olaylar açısından birbirinin devamı olan ilk iki romandan bütünüyle farklı olan bu son kitabı diğerleriyle bütünleyen öğe ise “intihar ve ölüm” teması. Eroğlu ile, “Yarım Kalan Yürüyüş”, üzerine konuştuk.

Romanlarınızın adlarına özel bazı anlamlar yüklediğinizi biliyoruz. “Yarım Kalan Yürüyüş” adında ‘Yürüyüş’ün böyle bir yüklemi var mı? Bu arada romanınızı kısaca özetler misiniz?
M.E- “Yarım Kalan Yürüyüş”teki “Yürüyüş” romanın kahramanı Korkut Laçin’in,“Yine de, yapabileceğim, kurtarabileceğim bir şeyler olmalı? Ne yapmalıyım?” sorusuyla başlayan ve yeni bir soruyla karşılaşması üzerine yarım kalan dramatik serüvenini sembolize ediyor. “Yarım Kalan Yürüyüş”ü en kısa biçimde özetlemek, sanırım Korkut Laçin’in “Ne yapmalıyım?” ve “Ne yaptım?” sorularına cevap vermek için kendini soruşturmasıdır diyebiliriz.

“Yarım Kalan Yürüyüş”, zaman, kişiler ve olaylar açısından ilk iki romanınızdan bütünüyle farklı. Ama, bir bakış açısına göre de yine benzer bir konuyu işliyor. Üç romanınıza bir “intihar üçlemesi” diyebilir miyiz? Eleştirdiğiniz, ölüm dürtüsü değil mi?
M.E- Böyle dersek, pek yanılmış olmayız. 1960, 1970 ve 1980’de bazı genç insanlar hep aynı çıkmazın içinde öldüler. Ama, benim yapmaya çalıştığım, bu gerçeği eleştirmekten çok, bir durumu tespit etmek ve bu ölüm dürtüsünün, olayların gerisinde saklanan çıkış noktalarını açığa çıkarmak. İzninizle belirteyim,ben geçmişe gözyaşı ve acımayla bakılmasından yana değilim. Çünkü böyle bir bakış açısı, geçmişi küçümsemek ve hafif almanın ötesinde, gerçeği değil, gerçeğin görüntüsünü önemsemektir. Oysa gerçek, içimize dökülen gözyaşı ve acımadan daha kalıcıdır ve bulunması ancak geçmişi anlamakla mümkündür.

“Issızlığın Ortasında” ve “Geç Kalmış Ölü”, gerek kişileri, gerekse olay açısından bir bütün oluşturuyor. Bu iki roman tek bir kitap halinde yayınlansa daha iyi olmaz mıydı?
M.E- Bu soruyu 5-6 yıl önce sorsaydınız hemen “Hayır” derdim. (insan, 30’unda günahı bile önemsiyor.) Şimdi; belki diyebilirim. Ama, bildiğiniz gibi, benim romanlarımın bir talihsizliği (kimbilir, belki de talihi) var. Her üçü de yazıldıktan çok sonra ve bazı redaksiyonlar sonucunda yayınlanabildi. Bu gelişmenin en çok “Geç Kalmış Ölü”yü etkilediğini düşünürüm. O zaman, ödül kazanmış (1979 Milliyet Roman Ödülü) olmasına rağmen, sözleşme imzaladığım yayınevi “Issızlığın Ortasında”yı kesinlikle yayınlayamayacağını, ama ikinci kitabımı, “Geç Kalmış Ölü”yü basabileceğini söyledi. (O da gerçekleşmedi.) Bu gelişme üzerine “Geç Kalmış Ölü” yü yeniden ele alıp, ilk romandan koparmaya çalıştım.

MİLLİYET /KÜLTÜR
TARİH  : 14 OCAK 1986