Milliyet – Şubat 1989

‘Adını Unutan Adam’ı yayınlanan Eroğlu’dan

‘1968 kuşağına ağıt’

Eroğlu, bu kitapla 1968 yılında 20 yaşında olan genç adam araştırmasına nokta koyuyor.

MEHMET EROĞLU’nun dördüncü romanı Adını Unutan Adam, Can Yayınları arasından çıktı.

Çok ödüllü ilk romanı Issızlığın Ortası’ndan sonra Geç Kalmış Ölü’yü yayınlayan yazar, 1968’a Yarım Kalan Yürüyüş adlı üçüncü romanının piyasaya çıkarmıştı.

Eroğlu, bu yeni romanıyla kendi devimiyle “1968-69’da yirmi yaşında olan genç adam araştırmasına nokta koyuyor” ve 1969’da Ölüdeniz’le, Şeria Irmağı arasındaki bir tepede adını unutan bir adamın on sekiz yıl sonra adının peşine takılıp, adını buluşunu, fantastik bir kurgu içinde veriyor.

Mehmet Eroğlu ile “Adını Unutan Adam”a ad koymaya çalıştık.

Adını Unutan adam, dördüncü kitabınız. Bu dört kitap bir bütünlük taşıyor mu?

M.E.- Adını Unutan Adam, Issızlığın Ortasında, Geç Kalmış Ölü ve Yarım Kalan Yürüyüş’le sürdürmeye çalıştığım, 1968-69’da yirmi yaşında olan genç adam araştırmasına konulan nokta. Bu anlamda dört kitap bir bütünlük taşıyor. Yazmaya başladığımdan beri –yani 1976’dan bu yan- “genç eylemci tipine” değişik açılardan bakmaya çalıştım. Daha önceki kitaplarımda, Ayhan intihar dürtüsü ve soyutluğun, Korkut Laçin ise kurtarıcılığın irdelendiği roman kahramanları olarak düşünülürse, Adını Unutan Adam’ın adı olmayan kahramanı ise saf biçimiyle daha önce insan olmayı isteyen ve yaşamaya değecek bir hayat için her şeyi göze alan 1968 kuşağının bence ta kendisidir.

Bu kitabınızda, 1968’de Filistin’de, Şeria Irmağı yakınlarında adını unutmak zorunda olduğu için unutan ve yıllar sonra tekrar adının peşine düşen birini anlatıyorsunuz. Bu romanınız bana ötekilerden daha hüzünlü ve içten geldi. Bu düşünceye katılıyor musunuz? Romanınızı bu bağlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

M.E.-  Bu romanın çok içten olduğu yolundaki düşüncenize katılıyorum. Ama bu daha önceki üç romanın içten olmadığı anlamına gelmez. Bu duyguyu sanıyorum biraz da romanın alışılmışın dışındaki kurgusu veriyor. Ama o içtenlik duygusunun asıl nedeni roman kahramanının kendisini çok içten ve biraz da tanıdık olmasıdır. Romanı nasıl değerlendirdiğime gelince, Adını Unutan Adam belleğini yitirmemiş 1968 kuşağı için kısa ve içten bir ağıttır. En azından ben böyle düşünerek yazdım.

Bana romanlarınızdaki erkek kahramanlar genellikle kadın kahramanlardan daha iyi tanımlanmış, daha iyi çizilmiş geliyor. Issızlığın Ortasında’nın Ayhan’ı, yada Yarım Kalan Yürüyüş’ün Korkut Laçin’i gibi bir kadın tipi yok kitaplarınızda. Ancak bu son romanınızın kadın kahramanı Petra yine de öteki kadın kahramanlarınızdan daha değişik. Petra kimdir? Neyi sembolize ediyor?

M.E.- Bundan önceki romanlarımda yer alan kadın kahramanlar hakkındaki görüşümüze benzer değerlendirmeler başkaları tarafından da yapıldı. Genel bir değerlendirme çoğu zaman doğrudur. İzin verirseniz kendini, bunun kadın kahramanların eksikliklerinden öte belki de erkek kahraman tiplemelerindeki fazlalıklarından doğan ve bir eksiklikten çok yalnızca bir eksiklik duygusu olduğu şekliyle savunayım. Petra’ya gelince. Petra 1968 Kasım’ında bir gece boyunca adları birbirine karışmış üç genç adamın düşlerinde yerleşmiş bir kadın tipidir. Belki bu nedenle çok gerçektir. Petra umut, acıya ve ölüme dayanma ve direnmenin sembolüdür.

Adını Unutan Adam tam anlamıyla, direnmek için adını unutanların romanı. Kurguda birbirini izleyen sürprizler, zamanda ileriye ve geriye sıçrayışlar var. Kısaca toparlarsak, hikâyeyi böyle fantastik bir kurguda vermeniz bilinçli bir seçimin sonucu mudur?

M.E.-  Adını Unutan Adam, hikâyesi gibi kurgusuyla da olağanüstü öğeler taşıyor. Biraz önce bu romanın 1968 kuşağı için bir ağıt olduğunu söylemiştim. Ama bu ağıt pişmanlık yüklü bir elemle söylenmekten çok, yüksek sesle, tıpkı ulaşmak istenilen bir yere varma sabırsızlığı ve umuduyla bestelenmiş bir türkü gibi kaleme alınmıştır. Kurgusu da bu amaca yardım eden ve hikâyeye ritm katan bir unsurdur.

MİLLİYET/KÜLTÜR – SANAT

TARİH  : 04 ŞUBAT 1989

SAYFA  : 8

YAZAN  : AYÇA ATİKOĞLU