Ahmet Yıldız – Odatv.com 2016

Alçaklar Parlak Sözler Etmekte Ustadırlar

Öyle zamanlar yaşıyoruz ki “sanatçı özelliği” taşıyan bir yazar bulabilmek zor!

Çünkü bir yazar için yazmak: “Hayatımızı edebiyata bağışlamak, hatta kurban etmek anlamına da gelir!”
“Asla sahip olamayacağı bir kadına kelimelerle kurduğu köprüden ulaşmaya çalışır.”
Günümüzde, ülkemizde birkaç isim var böyle yazar. Tahsin Yücel, Adnan Binyazar ve son günlerde “Edebi Aforizmalar” adıyla kitabı çıkmış olan Mehmet Eroğlu hemen aklıma gelenler.
“İnsan yazarak -kendisi dahil- herkesi yargılayabilir.”
“Yazmak her şeyden önce bir tutum, bir bakış açısıdır.”
“Yazmak soyluca bir aldatma ya da aldanıştır. Daha doğrusu, aldatmayla aldanışın birbirlerinin içine geçerek gerçeğe dönüşmesidir.”
Aslında yazmak, “Başka hayatlara duyduğumuz meraktan, başkası olma isteğimizden doğar.”
Mehmet Eroğlu böyle bir romancımızdır.
12 Eylül 1980’den sonra okuruyla buluştu. Issızlığın Ortası adlı romanıyla 1979 yılında Milliyet Roman Ödülü’nü Karanlık ve Işık adlı romanıyla katılan Orhan Pamuk ile paylaşmıştı. Ne var ki kitabı basıl(a)madı. 12 Eylül 1980 darbesi yapılmıştı. Roman kahramanı Ayhan pek uygun bir tip değildi generallerimiz için! Ona, ikinci bir romanın varsa onu basarız, dediler. Bu kez Geç Kalmış Ölü’yü götürdü. O da birinci kitabın devamı roman olduğu için olacak, ancak 1984 yılında basılabildi.
Orhan Pamuk’un, Ahmet Altan’ın, Latife Tekin’in generallerin korumasında kurdukları iktidar yılları! 
İşte Mehmet Eroğlu 12 Eylül’ün ideolojik kıskacında ortaya çıkıp onların karşısında olabilmiş tek yazarımızdır.
Bazıları insanlığı sevmekten insanları sevmeye fırsat bulamaz.” İşte böyle, sahte bir hümanizmin, Batı’nın yıllar önce terk edilmiş türlü çeşitli edebiyat kuramlarının, felsefelerinin cirit attığı, kötü çevirmenlerin çoğaldığı bir dönem.
“Hakimlerin, doktorların, subayların, polislerin ve bedenini para karşılığı satan kadınların dilinde ‘siz’ yoktur, hep ‘sen’ diyerek konuşurlar.” tanımına uyan bir dönemde Yarım Kalan Yürüyüş, Adını Unutan Adam’ı yayınladı.
İnandırıcıydı. Çünkü samimiydi!
“İçinde inandırıcılık eksikse, kibarlığın kabalıktan pek de farkı yoktur.” 
Böylece yapaylığa, gazete sayfalarına, tv ekranlarına boy boy fotoğraflara fazla gerek duymadan kendi okurunu oluşturmayı başardı.
“Kalıcı, sahici olanlar kendi bilinci ve aklıyla serpilip büyürler. Fırsatçılar çoğu kez kısa vadeli sahtekarlardır.”
90’lı yıllarda, Yürek Sürgünü, Yüz:1981 gibi romanlarını ard arda yayınladı. Her biri üç beş baskı yaptı.
“Hiçbir hayat yenilmeden, geri çekilmeden kazanılmaz.”
Çünkü, “Yalnızca yaşamak bile başlı başına bir çılgınlıktır.”

Kadınlar, aşk, içki, ölüm, cinsellik, cesaret, korku, deniz, yalnızlık, mutluluk, mutsuzluk… Türkiye’de yaşamımızı kanartan ne varsa Mehmet Eroğlu’nun romanlarında ana temalar oldu.
Toplumsal sorunlarla cebelleşti, politikayı anlamaya çalıştı.
“Stalin mezarında rahat uyuyabilir; tarih, tüm hatalarını Marksizm’e mal etmiştir.”
Okurları Eroğlu’nun, birkaç büyük betimleme (yani aforizma) aşkına bir roman yazabileceğine inanır!
“Yalnızlık paylaşıldığında değersizleşir.”
“Yarım kalmış itiraf” ise “yalandan farksızdır!”
Mehmet Eroğlu’nun 80’li yıllardaki romancı arkadaşları Nobel Ödülü bile aldılar! Ama Nobel Ödülü alıp ülkesinde okunmayan, hatta aşağılanan yazar olma gerçeğinde boğuldular.
“Alçaklar parlak sözler etmekte ustadırlar.”

Gerçek bir sanatçı olarak Mehmet Eroğlu Ankara’da yaşıyor. Yeni romanlar tasarlıyor, yazıyor.
“Bir yazarın kabusları, hazinesinin en gözde parçalarıdır.” sözüne uyarak kimseyi takmıyor!
Çünkü, “Bir yazar, hakkındaki övgülere de yergiler gibi aldırış etmediğinde olgunlaşmış demektir.”

Not: Zeki olduğuna inandığım okurlarımın, tırnak içine aldığım tümcelerin, Mehmet Eroğlu’nun romanlarındaki tümcelerden derlenmiş “Edebi Aforizmalar” olduğunu çoktan anlamıştır…