Remzi Kitapevi Dergisi – Kasım 2014

MEHMET EROĞLU’NUN YENİ ROMANI

“9,75 SANTİMETREKARE’lik  Bir İmza”

Karakter yaratma ustası Mehmet Eroğlu’nun  kişileri bu kez 2013 Haziranında Gezi Günlerini yaşayan İstanbul’da karşımıza çıkıyor.

9,75 Santimetrekare (1)  Fay Kırığı Üçlemesi’nin devam romanı değil ama son kitabın kahramanı Mehmet’in ruh akrabası bir Ahmet metnin baş kişisi.   Ahmet de Mehmet gibi  savaşı yaşamış bir genç adamdır ve yazarın deyimiyle “insanın, insan ölümünü izlemesinin kendi ölümünü izlemek olduğunu kavraması, insan olmanın derin, onulmaz hüznünü hissetmesi”(2) sürecinden geçmiştir. www.lalagesnow.com sitesinin Afganistan savaşına katılan İngiliz askerlerin yüzlerini verdiği “We are the not dead” serisindeki gibi bir değişimdir onların kaderi. Yazar şöyle betimler bu kara yazgılı adamları: “İki aydır her gün saatlerce gördüğü Okan’da yeni olan ne vardı? Neden sonra fark etti. Gözleri değişmişti. İkisinin de bakışları aynı irkiltici ışıltıyla, ödüllendirilmiş suç ortaklığıyla parıldıyordu. Birbirlerine iki yeni, hemcinslerini öldüren insan gibi bakıyor olmalıydılar.” (3)

Üçleme’nin son kitabı Rojin’den ve onun dağından esen sert  rüzgâr  9,75 Santimetrekare’nin satırlarında da dolaşır;  Rojin’in coğrafyasından ve savaşından tanıdığımız karakterler beş yıl sonraki yüzleri ile bu kez yeni romana girer.

9,75 Santimetrekare’nin ekseninde 1998’de dağda yaşanan bir trajedi durur. Rojin’in 1993’deki öyküsünden beş yıl sonradır ama  Ahmet de  Eroğlu kahramanları gibi  acı çeken, “dünyadaki acıyı nereye koyacağını bilemeyen” bir roman kişisidir. O; dünü, bugünü, uzak, yakın çağrışımları ve bilinç yolculuklarını üst üste yaşarken roman;  1977’den 2013’e, Gabar dağlarından Cihangir’deki Nefes Apartmanına, Bornova parklarından  Gezi Parkına gider gelir.

ROMAN KİŞİSİNİN ZİHİNSEL YOLCULUĞU,

Bütün  Eroğlu romanlardaki gibi kahraman, hem şu anı yorumlar hem de  geçmişin görüntülerini sorgular.  Roman; birinci kişinin ağzından bir anlatıdır ama, üçüncü kişinin ağzından bir metin gibi kişilerin iç dünyalarını da betimler. Bu klasik bir Eroğlu üslubudur anlatıcı karşısındakinin ne düşündüğünü hisseder, onun mantık işleyişini takip eder; uzak ve yakın çevreyi aynı anda betimler.

Yazar; roman kişisini, olguları ve olayları Kant’ın algı kategorilerini anımsatan bir titizlikle kategorize eder.  Nicelik/nitelik/zaman/mekân/nedensellik bağlantılarını dikkatle kurar. Geçmişi neden sonuç ilişkilerini tekrar tekrar düşünerek yorumlarken santimetre santimetre kurgunun ayrıntılarını örer.

9,75 Santimetrekare’nin kişileri önce Ahmet’in zihninde görünür ve onun bakış açısıyla sunulur. Okur, önce Ayşın’la tanıştırılır: O;çağın hastalığından muzdarip  “hiçbir  şeyde yoğunlaştıramadığı, sadece kendine yönelik bir ilgisi” (sayfa 17) olan bir kadındır ve roman boyunca da değişmez, ilgisi  kendinden başka bir şeye evrilmez. Ayşın, bedensel hazzı simgeleyen bir klişedir ve insan türünün bu gereksinimini işaret etmek için girmiştir sanki romana. Kötü değildir ama dört temel erdemi hatırlatan hiçbir şey de yoktur onda.

Oysa, Eroğlu; adını Serap koymuş olsa bile romanın diğer kadın kahramanına çok daha insani özellikler yükler. Serap, cesarete ve adalete; zekâya ve ölçülülüğe çok daha yakın görünmekte, acı dolu bu dünyada aşkın hâlâ mümkün olabileceğine bir kanıt gibi durmaktadır. Bu karanlık anlatıda tek aydınlık nokta Serap’ın varlığıdır.

9,75 Santimetrekare’nin içindeki derin yapı Nusret karakteri ile açılır. Rojin romanının “merakı olmayan kaşif’i, şehveti olmayan çapkını” Nusret, burada da sürdürmektedir hayatını ve romanın  paralel kurgusunun önemli motifidir. Nusret’in  sinemacı Zinar/Kaya ile olan diyalogu ve Psikiyatr Haydar’ın  edebiyatçı Ahmet’le olan diyalogu, romanın paralel kurgusunu örer. Romanın  dokusuna  ikinci bir roman katılmış gibi durmaktadır ve artık  okurun fikr-i takibi yitirmesi olasıdır.

Roman kişisi Ahmet, hayatını tv dizilerine diyaloglar yazarak para kazanmakta ve aynı anda bir de roman yazmaktadır. Romancılığında oldukça da iddialıdır “Ben tembel okur sevmem” diyerek okurunu belirler. Diğer romanda,  Rojin’in umarsız bir aşkla bağlı olduğu Nusret, bu romanın derin yapısında da benzer bir roldedir.  Mehmet Eroğlu; iç içe gelişen iki romanı ortak bir temelde yükseltirken değişik bir kurgu oluşturmakta, 9,75  Santimetrekare’nin, sebep sonuç ilişkilerini akışa bir puzzle gibi yerleştirmektedir

“RUHU BERELİ” ROMAN KİŞİLERİ

Eroğlu’nun hemen bütün romanlarında kurgunun temelinde duran sorunsal, burada da  söz konusudur: Ölümle karşılaşan insanın tavrı. Öldüren insanın ruhsal hesaplaşması.

Ölümden değil, sahipsiz  ve yalnız ölmekten korkan yaşlı adamın dramı, hasta kocasını öldüren Vasfiye’nin öyküsü, ölmemek için bebeğini  kalkan yapan annenin anlaşılmaz davranışı, dağdaki kadının bebeğine siper olması romanın farklı motifleridir ve hepsi mantıklı nedensellik ilişkileri kurarak romanın psikolojik  çatısını yükseltirler.

Bu “ölümcül” motiflerin en trajiği ise, kahramanın savaşta bilmeden vurduğu çocuğun öyküsüdür. Üstelik  annesi bebeğini  korumak için ölümü göze almışken öldürülmüştür.  Bu ölü çocuğun hatırası Ahmet Asteğmenin ruhunu öylesine berelemiştir ki  çekebileceği en büyük acıyı çekmektedir adam. Unutmayı, o olayı bilncinin derinliklerine gömmeyi denemiştir ama “öldürmek” unutulası bir eylem değildir. Vicsan azabı, saklandığı yerde bir tümöre dönüşüp, kanserli bir hücre gibi çoğalarak yok edecektir eylemin sahibi Ahmet’i..

Ahmet ise bu ölümcül hastalığı, beynine  yerleşen ölümcül tümörü tevekkülle karşılamayı çoktan öğrenmiştir. Gider ve “ölmeye yatar” çocukluğunun şehrinde.

Evet romanda sık sık anılan Kemalettin Tuğcu’nun  romanlarındaki kadar çok sayıda ölüm okuruz.

Hayatın asıl belirleyeninin “ölüm” olduğunu anımsatan puslu bir hazirandır ve her zaman Zordur Haziran’da Ölmek.

9, 75 Santimetrekare, ölü çocuğun sesiyle, onu öldüren asteğmenin öldürme acısıyla ve bedenini çocuğa siper eden ölü annenin görüntüsüyle kapanır, ölüm kusan bir coğrafyanın üstüne.

Bir adamın karısının yüzüne savurduğu kırık şişenin 9,75 Santimetrekare’lik izi,  şiddetin ve ölümün bu topraklara attığı bir imza, silinmesi zor bir mühürdür adeta.

Eroğlu, Mehmet, 9,75 Santimetrekare, İletişim Yayınları, 2014
Eroğlu Mehmet, Rojin, İletişim Yayınları, 2013, sayfa 476
Eroğlu Mehmet, Rojin, İletişim Yayınları, 2013, sayfa 385

Çiğdem Ülker